Mezuniyet Konuşmacısı Prof. Nihat Berker
Okul Müdürü John R. Chandler’in takdim konuşmasından özet
Prof. Nihat Berker daha önce de Robert Lisesi mezuniyet töreninde konuşmacı olarak bulunmuş, ilk kez 1967 yılında, sınıf birincisi olarak mezun olduğu zaman konuşma yapmıştır.
Prof. Berker yüksek öğrenimini Massachusetts Institute of Technology’de sürdürmüş, ilk yılında kimya dalında ödül almış, kimya ve fizik olmak üzere beş yıllık çift lisans programını dört yılda bitirmiş, aynı zamanda kuantum mekaniği ders koordinatörlüğü ve öğretim üyeliği yapmış, Amerikan Kimya Enstitüsünün Öğrenci Ödülünü almış ve Phi Beta Kappa Onur Listesine seçilmiştir. Yüksek lisans ve doktora eğitimini ise Illinois Üniversitesinde tamamlamıştır.
1999’da Türkiye’ye dönen Prof. Berker, İstanbul Teknik Üniversitesinde Fizik Profesörü, 2000’de Fizik Bölümü Başkanı, 2003’te Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı olmuştur. 2005-2008 yıllarında Koç Üniversitesinde Fizik Profesörlüğünden sonra 2009 yılında Sabancı Üniversitesinde Rektör Yardımcısı görevine gelmiş, 2009’da Rektör olmuştur.
Olağanüstü başarılı akademik kariyeri süresince Prof. Berker burada sayılamayacak kadar ödül almış, birçok ülkede konferanslar vermiş, American Physical Society ve Türkiye Bilimler Akademisi gibi dünyanın seçkin bilim kurullarının üyesi olmuş, ayrıca M.I.T.-Turkey Freshman Scholars Programının kurucusu ve yöneticisi olmuştur. Bugün mezuniyet konuşmasını yapmak üzere aramızda bulunduğu için onur duyuyoruz.
Hafize Değer - Tarih Öğretmeni
Kurbağa sesinin,köpek ulumasının,adını bilmediğim bir yabanıl kuş sesinin birbirine karıştığı bir şafakta ve sessizliğin sağır edici sesi altında nihayet bir buçuk aydır kafamda onlarca kez tasarlanmış ve hiçbiri beğenilmemiş , beğenilse de yazıya dökülmemiş sessiz konuşmalarım nihayet yazıya dökülüyor.
Evet, dostlar, öğrencilerim, konuklar, mezunlarımız, hoş geldiniz...
Aslında bugün kişisel tarihimde bir hoş geldin günü. 25 yıl önce bugün oğlum dünyaya gelmişti. Bugün ise size, güle güle demek görevi bana düştü. İşte yaşam böyle bir şey... Kimine hoş geldin, kimine güle güle..
Siz de bugün 5 unutulmaz yılınızı geçirdiğiniz okulunuzdan ayrılma ve bu büyülü dünyadan gerçek dünyaya adım atma günündesiniz. Burada, size en ince ayrıntısına dek tasarlanmış rafine bir yaşam alanı yaratıldı. Ama duvarların ötesine geçtiğinizde, GERÇEK, yüzünüze bir şamar gibi vuracak. Sizin yaşamınızda bir milat olan Robert Kolejden sonraki yaşama adım atarken karılaşacağınız gerçeğin , acı ve acıtıcı yüzü, umarım canınızı yakmaz. Sizi bundan sonraki yaşama hazırlamak için çok uğraştık. Bünyenizin her türlü tehdide karşı mukavemet kazanması için karşınıza bizler çıktık. Sizi dört bir yandan salvo ateşine tutarken direnç kazandırmaktı amacımız. Yoksa ne anlamı olurdu, bayan Halıcıoğlu’nun peşinizden detention diye koşmasının ve11. sınıfta apansız beni karışınızda buluverişinizin.
Hep bir amaca hizmet ettik: Evde ana babalarınız burada biz. Sizi, size ve toplumunuza kazandırmak için çalıştık. Bin dereden su içtik bin dereden su taşıdık. Geçtiğimiz yolların, içtiğimiz suların, imbikten geçirip damıttığımız yaşamlarımızın bilgi ve deneyimlerini aktarmaya çalıştık. Kiminiz aklını kullanıp kana kana içti bu pınardan, kiminiz sonradan içmek için yedekledi. Ama şundan hiç kuşkum yok; bir şekilde nüfuz ettik benliklerinize kullanın deyu deyu, Yunusçasına
Saat 05.10
Gökte laciverdin arasına pembe süzülmeye çalışıyor. Horoz, inatla ve inançla gün doğumuna yardımcı olmaya çalışıyor. Güneşten henüz eser yok. Gök,deniz, birkaç kuş ve ben. Birkaç balıkçı motoru, nihayet sahilde bir insan. İhtimal ki ekmeğinin peşine düşmüş bir balıkçı. Bu topraklarda hep en pahalı satın alınan şey ekmek. Bir lokma bir hırka felsefesinin kabul gördüğü bir kültürden gelsek de, günümüzde ne lokmalar doyurdu aç karınlarımızı, ne hırkalar ısıtıyor soğuk bedenlerimizi. Yitip gitmiş içindeki Canlar. İşte dostlar, tüm çabamız bu canlar yitmesin, kimliklerimiz yok olmasın diye.
Ne zorlandı bu gök.
Ben beklerken güneşin doğumunu, göğü yara yara arkasında beyaz bir iz bırakarak bir uçak gitmekte.
Gün ışıdıkça tılsım kayboluyor. Keşke bir saat öncesine dönebilsem. Zihnim ve yüreğim ne kadar aydınlık sevse de, ruhuma çok iyi geldi alaca karanlık. İyi ile kötünün, ak ile karanın, biz ve ötekinin bu kadar acımasızca ve keskin bir şekilde ayrışmasını istemediğimdendir.
Sancılar içindeyim. Dilerim sanrılar görmem. Ne zor bir süreç şu doğum. Pembe mora çaldı, ufuk çizgisinde. Ama doğum ille de kızıl der.Sızım sızım sızlayarak ve bağırtarak.
Bu kez de bir motor, denizi yara yara geçti gitti. Bir de martı katıldı şölene. Yılın dört mevsimi haykıran köpüren Karadeniz, pek bir sakın bu sabah..
İşte dostlar; güneş önce kendine kızıl bir zemin yarattı. Acılar ve sancılar içinde doğum başladı. Bir dakikayı bulmadı doğum. Oysa sancısı ne uzun sürdü. Şimdi tümünü görüyorum; bir kızıl top. Birazdan ışıtacak dünyayı.
İşte gençler; sizler de bu kadar sabırla bu kadar emekle doğdunuz evlerinize, ellerimize. Işıtın diye dünyayı, ısıtın diye içimizi, aydınlatın diye ülkemizi. Bu aydınlığın alt yapısı dokundu nakış nakış ta Genç Osman’dan beri. Biraz yenilik diye diye döşedi geleceğin patikasına bir taşı. Biraz da HÜRRİYET dedi, Namık Kemal. Bu topraklar padişah mülkü değil, VATAN, dedi. Ki duysun diye KEMAL PAŞA...
Bir imparatorluktan bir cumhuriyet yaratmak ta, benim doğumunu izlediğim gün kadar sancılı oldu.
Feodal bir toplumdan çağdaş bir toplum yaratmanın güçlüğünü yaşadı toplumuyla. Halkçıyız dedi, halk içinden.
Bugün sizler, bin bir emeğin ürünü olan Cumhuriyetimizi korumayı, gökte yükselen güneş kadar yüceltmeyi bir görev bilmelisiniz.
Var ettik sizleri, yar edesiniz diye Cumhuriyeti.
Ulusal tarihimiz için de ATATÜRK, bir güneştir.Şimdi sizin göreviniz emanete sahip çıkmaktır.. Bir anekdot üzerinden size son bir ödev vereceğim.
Erzurum Kongresi’nin toplanma arifesinde, henüz havaya belirsizliğin egemen olduğu günlerde, Temmuz 19919’da, yoğun bir çalışma gecesinde Mustafa Kemal aynı odayı paylaştığı ve günlük tutan arkadaşı Mazhar Müfit Beyin; -Uyumamışsınız Paşam,ne düşünüyorsunuz, sorusuna M.Kemal, şöyle yanıt vermişti.
-Düşünüyorum,
-Ne düşünüyorsunuz,Paşam
-İleride yapacaklarımı.
-Yaz çocuk
Madde 1, Saltanat kaldırılacak
Madde 2 Cumhuriyet İlan edilecek
Madde 3 Halifelik Kaldırılacak
Madde 4 Örtünme kaldırılacak
Madde 5 Latin Harfleri getirilecek “ der.
Günlük defterine bu kayıtları yazan Mazhar Müfit Bey, kalemi bırakarak:
-Paşam ne kadar da hayalcisiniz. Söylediklerinizin ilk üçünü yerine getirin yeter” diyerek, M.Kemal’in hayalciliğini ima eder.
Ancak yıllar sonra; 1925 yılında, Mustaf Kemal, Kastamonu’da ŞAPKA DEVRİMİNİ yaparak,Ankara’ya döndüğünde resmi törende karşılayanlar arasında Mazhar Müfit Beyin,yanına geldiğinde;
- Azizim MazharMüfit Bey, kaçıncı maddedeyiz!
Anadolu İhtilalinin en ümitsiz olduğu günlerde dahi, umutlarını ve öngörüsünü
kaybetmeyen Atamıza şimdi söz vermenizi istiyorum. Zorlu koşulları ulusunun yararına kullanma becerisini göstererek Cumhuriyeti kuran Atamızın emanetini içselleştirerek ve her türlü tehlikeye karşı demokratik usul ve esaslara bağlı kalarak korumanızı yürekten istiyorum. Bunu yaşamınızın sürekli ödevi olarak algılamanızı diliyorum.
Yolunuz açık olsun.
-------------------------------------------------------------------------------------
Yiğit Yorulmaz L-12
Bestelediğimiz sessiz senfoniyi duyuyor musunuz? Bizleri çepeçevre saran ses denizini hissediyor musunuz? Bu, 199 değişik enstrüman için 199 partisyondan oluşan büyülü bir müzik. Sevgili arkadaşlar, öğretmenler ve konuklar, izninizle size bu kompozisyonun nefes kesici öyküsünü anlatacağım.
Beş yıl önce buradaki ilk günümüzde, Robert Lisesinin duvarlarında yankılandı ilk notalarımız. İtiraf etmeliyim ki, sesi zayıftı bu notaların. Eşi benzeri görülmemiş bir endişe içindeydik. Yaz mevsiminin son güneşi altında, Maze’de yabancı bir kalabalığın içinde kaybolmuş halde, ‘hoşgeldiniz’ konuşmalarını dinledik --- ileride dinleyeceğimiz sonsuz sayıda konuşmanın ilkiydi bu. Birçok bakımdan, ilk günümüz bu mezuniyet günümüze benziyordu. Gelecek hakkındaki belirsizlikler zihnimizi kurcalıyordu. Onca sorumuz vardı fakat yanıtları aramaya nereden başlayacağımızı bilemiyorduk. Atıldığımız serüven neredeyse ümitsiz görünüyordu.
Birbirimize ve okulumuza alışmak için epey vakit ve çaba harcadık, fakat son derece dostça davranan insanlar bize rehberlik ettiği için şanslıydık. Kim bilir kaç kez okulun labirentlerinde kaybolduk, her seferinde ya üst sınıflardan bir öğrenci ya da bir öğretmen bize yol gösterdi. Aslında bazen bizi bilerek yanlış tarafa yönlendirip arkamızdan gülenler de oldu, fakat, ne yapalım, en azından karakterimizi geliştirmeye yardımcı oldular! Bazı zamanlar öğle yemeklerinde öğretmenlerimizin yaşam hakkındaki derin yorumları üzerine koyu tartışmalara daldık. Arada bir, birileri bize ‘zavallı prep’ler olduğumuzu hatırlatırdı. Hatta, şimdi yaşamımı tamamen değiştiren kişi olarak sevdiğim ve saydığım bir öğretmenimin ilk sözleri “Küçük çocuklardan nefret ederim!” olmuştu.
Derken, gözlerimizden okunan o kaybolmuşluk duygusu, bir süre sonra yavaş yavaş yok oldu. Güzel kampüsümüze ait olduğumuzu hissetmeye başladık. Üst sınıflara geçtikçe, müziğimizin perdesi de yükseldi. Buradaki beş yılımız süresince ortak yapıtımıza çeşitli temalar ekledik: kırkar dakikalık binlerce dersin üstesinden gelebilmek için yoğun çalışma ekledik; belleğimizde iz bırakacak kahkaha ve gözyaşları ekledik; Robert Lisesi’ndeki zamanımızı en iyi şekilde değerlendirmek için konserler, oyunlar, müzikaller, seminerler, yetenek gösterileri ekledik. En önemlisi, senfonimizin özünü dostlukla ördük.
Yarattığımız bu yapıtın kendine özgü bir ruhu var. Bestecilerinden bağımsız olarak yaşıyor ve soluk alıyor. Bizimle etkileşim içinde, bizi değiştiriyor. Bu ortak payda yoluyla biz de birbirimizi etkiledik ve bugün geldiğimiz noktaya ulaşmak için birbirimize yardımcı olduk. Arkadaşlarım sayesinde kaç kez paniğe kapılmaktan kurtulduğumu bilemiyorum. Birlikte alelacele yemekler yedik. Yerleşkenin bir köşesinden diğerine koşturduk. Türkiye sınırları içinde ve dışında yeni yerler keşfettik.
Bütün ortak noktalarımıza ve paylaştıklarımıza rağmen, bireyselliğini koruyan bir topluluktuk. Emellerimiz, beklentilerimiz, zevklerimiz ve ilgi alanlarımız farklıydı. Robert Lisesindeki çok-kültürlülük ve denge geleneği, bize çeşitliliğimizin değerini takdir etmeyi öğretti. Akorlarımızdan farklı sesler çıkmasını bir zenginlik olarak gördük. Bir bütüne kendimizden bir şeyler katmaktan korkmamayı öğrendik, çünkü burada sadece kendimiz olmaya teşvik edildik. Bu nedenle, sayın konuklar, senfonimizin tek bir melodisi değil, birbiriyle örülünce en iyi sonucu veren birçok melodisi vardı.
Size biraz da bestecilerden söz edeyim. Aramızdan Japonca bilen avukatlar; sıra dışı zevkleri olan sanatçılar, moda tasarımcıları ve mimarlar; şimdiden sevgili TI hesap makinemizi parçalarına ayırıp birkaç dakikada tekrar eski haline getirebilen mühendisler; havacılık tutkunu havayolu şirketi yöneticileri; gerçekten fark yaratacak politikacılar; ileri düzeyde matematik bilen müzisyenler; ileri düzeyde matematik bilmeyen müzisyenler; okulun son gününden hemen önce görünüşlerini baştan aşağı değiştirebilen sporcular; Linux’u gerçekten kullanmayı bilen bilgisayar oyunu tasarımcıları; İstanbul’u Plato’dan seyretme geleneğini sürdüren şairler ve yazarlar, gelecekte toplumda yerlerini alacak.
Şimdi öyküsünü siz de bildiğinize göre, sayın konuklar, sessiz senfonimiz tamamen yok olmadan önce onu bir kez daha duymaya çalışın. Birlikte başardıklarımızın izleri yarın sadece anılarımızda kalacak. Gene de, hak ettiğimiz bu güzel kutlamayla 2010 mezunları senfonilerini gür bir tonla bitirecek ve Robert Lisesi bizi bu son notayla anımsayacak. Hiç şüphe yok ki, izleyeceğimiz farklı yollarda, bıraktığımız yerden yeni bestelere başlayacağız.
Tebrikler, arkadaşlar! Başardık! (Galiba hiç birimiz buna inanamıyorduk.)
Teşekkür ederim.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Rafet Karaoğlu L-12
Saygıdeğer konuklar, bu anlamlı geceye hepiniz hoşgeldiniz.
Bizim için böylesi önemli bir günde karşınızda konuşuyor olmaktan onur duyuyorum ve izin verirseniz sözlerime birkaç teşekkür ile başlamak istiyorum; zira Robert Kolej bizlere sahip olduğumuz ayrıcalıklara minnet duymayı öğretti. Öncelikle idarecilerimze teşekkürler; çünkü bu ülkenin yönetilmesi en zor kurumlarından birinin başında müthiş bir titizlik ve özveriyle çalışıyorlar. Öğretmenlerimize teşekkürler; çünkü onlar bu ülkenin başa çıkılması en zor öğrencilerine, kendi işlerini daha da zorlaştırmak pahasına daha da atılgan, daha da sorgulayıcı olmayı öğrettiler. Bize yalnız sınavlarda kullanacağımız bilgiler değil, hayatımızın her anında rehberlik edecek öğütler de verdiler. Ve elbette velilerimize teşekkürler; çünkü hiç bitmeyen yüreklendirmeleriyle bizlere destek oldular. Bizleri Robert Kolej'de okutmak uğruna gösterdikleri fedakarlıklara birinci elden şahit olduk. Bu bir seçimdi ve ailelerimiz bizlerin geleceğini seçti. Müteşekkiriz.
Bugün, bizlerin RC '10 olarak Robert Kolej öğrencisi sıfatıyla geçirdiğimiz son gün. Yarın sabah güne Robert Kolej mezunu olarak başlayacağız ve hayatımızın geri kalanında bu ünvanı gerektiği gibi taşımaya çalışacağız. Bu okulun bize öğrettiklerini, yanımızda her an bizi gözeten birileri olmadan, kendi başımıza uygulayacağız. Şanslıyız ki, Robert Kolej'de kendi ayaklarımızın üzerinde durmayı ve gerektiğinde sorumluluk alıp üzerimize düşeni yapmayı öğrendik. Tıpkı sevgili kimya öğretmenimiz Mr. Mallinder'ın bizden beklediği gibi, zor koşullarda kararlarımızı kendimiz verdik. Yüreklilikle daha iyiye ve daha doğruya giden adımları atmayı başardık. Dünyanın basitleştiği, hatta bayağılaştığı bir evreyi biz her yeni adımımızla farkındalığımızı arttırarak geçirdik burada.
Arkamdaki kalabalıkta birbirinden oldukça farklı, çeşit çeşit dünya görüşüne sahip bireyler görüyorsunuz. Ancak Robert Kolej'de biz, farklılıklarımıza rağmen, bir araya geldiğimizde bu çeşitlilikten beslendik. Bu okul her köşesine serpiştirdiğimiz anılarımızla bizi bütünleyen güç oldu. Gould'un merdivenlerinde geçen öğle tenefüslerinde manzaranın, Forum'da sereserpe uzanmış güneşin, her yıl sahip olduğumuz iki baloda gecenin, okulun her köşesinde ise, günün her saati en gerçek dostlukların tadını çıkardık hep birlikte. Yaşadığımızın ve paylaştığımızın ne kadar özel bir deneyim olduğu aklımızdan uçup gittiğinde Plato'nun ucundan Boğaz'a bir bakış bizi tekrar bu güzel rüyanın içine uyandırdı. Okulun ve dostluklarımızın bize sunduğu her nimete karşılık bizler de kendimizden bir parça sunduk buraya. Şimdiyse tadı damağımızda kalmış yılların, gururla ve duygudaşlıkla anacağımız hatıralarıyla ayrılıyoruz bu okuldan.
Gönül rahatlığıyla söyleyebilirm ki, Robert Kolej'deki kıymetli zamanımızı en az bizlerden önce gelmiş olan dönemler kadar verimli kullandık. Şartlar ne olursa olsun yapılması gerekenin altından kalkmayı bildik. Buradaki tüm deneyimlerimizi dostluğun getirdiği heyecanla ve keyifle taçlandırdık. Dönem ödevlerini yetiştirirken, sunumlara hazırlanırken, finallere çalışırken pek çok kez günün ilk ışıklarındaki o telaşlı maviyi karşılamak zorunda kalsak da, en sonunda kaçınılmaz olduğunu bildiğimiz bu koşullardan bile zevk almayı başardık. Robert Kolej, dünyayı nasıl bir yer haline getirmek için çalışmamız gerektiğini gösteren turnusol kağıdımız oldu. Bu yüzden gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, ömrümüzün geri kalanında da bizleri güzel şeyler bekliyor olacak; zira hayatın karşımıza çıkartabileceği her şeyi şaşırmadan, hatta yüzümüzde bir tebessümle karşılayacak olgunluğa ve birikime eriştik.
RC '10 döneminin bir mensubu olmaktan gurur duyuyorum. Arkadaşlarıma her baktığımda ziyan olmamış yetenekler, boşa harcanmamış emekler görüyorum. İçimizdeki cevheri parlaklığını koruyarak işleyen bu okula minnetimi sözcüklere sığdırmam imkansız. Robert Koley idarecisi, öğretmeni, ağacı, sütunu, manzarası, her şeyiyle bir bütün. Ancak bu bütünlüğün kalıcı yapıtaşı biz öğrencileriyiz. Yarından itibaren birer Robert Kolej mezunu olarak bizlerin başaracakları, gelecek nesillerde anne babaların çocuklarını bu okula göndermek istemesinin ardındaki gerekçeler olacak. Ve hiç şüpheniz olmasın ki, arkamda oturan bireylerin her biri istediği takdirde dünyayı değiştirebilecek güce sahip. Yaparken keyif almak şartıyla.
|